logo

reklam
12 Temmuz 2020

Velo’nun Bağında

Velonun Bağında

Babaannem Fatma’nın kardeşi, dayım Patriyot Elbiseci Mustafa Eslen akşamdan söz vermişti.

Bu Pazar bizi kamyoneti ile büyük dedenin bağına getirecekti.

Üzüm bağı Karasu deresi köprüsünü geçince Süleyman Ağa’nın çiftliği karşısın da, iki dönümlük bir alanda, bakımlı içinde çeşit çeşit üzümler yetişen bir bağdı.

Bağın kenarlarında  çeşitli meyve ağaçları vardı.

Hele bir dut ağacı vardı ki, parmak büyüklüğündeydi.

Çatalca’da bir zamanlar bal gibi dut, yetiştiren dut ağaçları vardı.         

Çatalca’da yetişen  baş parmak büyüklüğünde dutlar insanın ellerini yapış yapış yapardı.

Hiç unutmam. O Pazar sabahını iple çekmiştik.

Evden çıkarken heybelerimizi hazırlamıştı Annemiz.

Dayımlar; Kaleiçi Camisi Karşısı’ndaki evimizin hemen arkasında müstakil iki katlı bir evde oturuyorlardı.

Mustafa Dayım, söz verdiği gibi erkenden kalkmıştı.

O yıllarda dayım Elbiseci Mustafa’yı Çatalca’da yaşayan hemen hemen tüm Çatalca’lılar tanırdı.

Çatalca’da iş olsun diye esnaflık yapardı.

Ekonomik durumu çok iyi idi. Kasaba da kamu dairelerden sonra resmi gazetenin  tek abonesi oydu. Hep okurdu, resmi gazeteyi.

Bazı konuları avukatlar bile ona danışırdı.

Onu tanıyanlar kamyonetin yağına, suyuna bakmadan yola çıkmadığını, kamyonetini ne çok sevdiğini bilirlerdi.

Dayım ‘’Hadi arkaya çocuklar geç kaldık ‘diye seslendi.

Biz de tüm dikkatimizi vererek ondan bu komutu beklercesine kamyonetin arkasına atlayıverdik.

Benzin kokuları ve kamyonet arkasında bozuk yollarda yuttuğumuz toz ve kokulara aldırış etmeden sevinçle Karasuyu geçerek bağa geldik.

Dayım ‘’Haydi çocuklar aşağıya’’ deyince hepimiz çocuksu duygularımızı açığa vurarak mutluluk içinde kamyonetten inerek bağın hemen yanında bulunan  kır çiçekleri açan yeşilliğe attık kendimizi.

Dayım kamyonet arkasından üzüm sepetlerini çıkararak ‘’pidakilerim bu sepetler, çavuş, kınalı yapıncaklarla  bu gün dolacak ‘’deyince hepimiz birer sepet alarak çavuş ve kınalı yapıncak üzümleri toplamaya başladık.

Dayım av tüfeğini alarak tavşan vurmaya gitmişti.

Tüm akraba çocukları sepetleri doldurmaya devam ederken.

Ben bir ara sepete baktım.Yarılamıştım.

Sepette  çavuş üzümleri salkım salkım nede güzel duruyordu.

İmrendim bir tane koparıp yedim.

Ağzımda patlayan çavuş üzümü ile ağzıma bal gibi üzüm suyu akmıştı.

Bu üzümün tadını ömrüm de hiçbir zaman unutamadım.

Güneş tam üzerimize gelmişti.

Bir ara bağa beraberce geldiğimiz çocuklara baktım.

Sepetler tıka basa dolmuştu.

Dayımda karşıdan geliyordu.

Elinde vurduğu bir tavşanla,bıldırcınla.

‘’Pidakilerim sepetler tamamı‘’ diyerek tüm sepetleri kontrol etti.

Hadi şimdi gelin şu kulübeye de gölgesin de sizler anlatacaklarım var. Hem yemek yeğin, hem de karşıma geçin beni çan kulağı ile dinleyin. deyince tüm çocuklar karşısına geçip heybelerini açarak onu pürdikkat dinlemeye başladılar.

Dayım ‘’Bakın pidakilerim bu topraklara bizler Yunanistan Nasliç’ten  büyük zahmetlerle geldik. Çatalca’da bizim oturduğumuz evler de gayrimüslimler otururdı, bu bağlarda onlar eker, onlar toplardı, yetişen üzümleri.

Onlar Yunanistan’a bizler de bu kasabaya geldik.

Benim Babam; sizin büyük babanız olan  Caca Velo’nun (gürbüz,uzun boylu pos bıyıklı Nasliç’ten Amerika’nın ıslahı için çalışmaya gitmiş.  Şikago demiryollarında çalışmış, orada elbisecilik yaparak zencilerle tanışıp ilk evliliği yapmış, çalışkan tutumlu bir insandı) da Nasliç’te bunun gibi bağı vardı.

Bizler de  o bağda sepet sepet renk renk üzümler toplardık. 

Bana bu size anlattıklarım,  babam Patriyot Caca Velo bir gün sizin  gibi sepeti elime vererek üzüm toplarken Çatalca’da  Mübadele zamanı bir kaç sene beraber yaşadığı bir gayrimüslim komşusunun anlattığını söylemişti.

Bizim ana dilimiz Rumca idi .

Çatalca’da komşularla iyi anlaşırdık.

Sizde iyi dinleyin çocuklarınıza aktarırsınız

Bu kaybetmek üzere olan bağlarımızın kıymetini bilmediğimiz için çok kafalarımızı vuracağız ama.

 Nafile.

O zaman.

İş işten geçmiş olacak ..

Çok yazık olacak.

diyerek anlatmaya başladı;

’’Bir Zamanlar Çatalca’da Trakya’nın hiç bir yerinde eşine rastlanmayacak şekilde kokulu ve cibreli bazı yerlerinde ise çekirdeksiz üzüm yetiştirdi. Çatalca-da yaklaşık  11 milyon kütük yılda 1.7  milyon gelir elde edilmekte idi. İstanbul’un üzüm ihtiyacı bu bölgeden karşılanırdı.

Bu bölgedeki bağlar 17.850 dölüm geniş bir araziyi kaplamakta idi.

Bu bağlar çok özel gözetim ve bakımla korunurdu. Bağlara bakım sırasında kükürtleme ve diğer masrafların harcamaları bağcılığın gelişimi için devlet tarafından yapılırdı.

Daha sonra   taksitler halinde devlete ödenirdi.Bu bölgede yetiştirilen üzümlerden son derece kaliteli ve nefis şaraplar yapılır ve ihraç edilirdi.

Bu bölge şarapları ismen bilinir ve piyasada aranırdı.’’

Diyerek cigara tabakasından bir tane cigara, çıkararak muhtar çakmağı ile yakarak  cigarasını keyifle tüttürdü.

Dayım bağda bulunan karagülle,siyah çekirdekli kocaman bir karpuzu da  babası Patriyot Caca Velo’dan yadigar kalan bıçağı ile kara gülle karpuzu kütür diye dilim dilim keserek hepimize birer parça verdikten sonra konuşmasına şöyle devam etmişti; 

 Bir zamanlar Çatalca’da  üzüm bağları bulunan  çiftçilerin bağları yaban domuzlarının istilasına uğramış ve bağ sahipleri mağdur olduklarını bu durumdan  kurtarmak için Osmanlı Devleti kadısından yardım istemişlerdi. Kasaba ve köylerinde geçim kaynağı olan üzümlerin domuzlar tarafından telef edildiğini 2-3 yıldan beri yaban domuz sürülerinin kasaba ve köylerinde büyük zarar verdikleri, kalan üzümlerinde Türk mahallesinde domuzlar salkımlardan yiyebilir diye Müslüman mahallesinde oturanların üzümleri  almadıklarını çocukların rızıklarının bittiğini yetkililere dile getirerek yardım istemişlerdi.

Osmanlılar zamanında Rum mahallesinde yaşanan bu olayı Stavros’un dedesi torununa anlatmış oda dedeme anlatmış bu olayı.

Pidakilerim  Çatalca’da  bağlarda üretilen üzümler den şıra, sirke, şarap yapılırdı.Genelde üzüm pekmezi yapılırdı.Bu pekmez şeker yerinede kullanılırdı. Bu gün bile evimizin altındaki depoda büyük fıçılarda Nanavelo (Patriyot Velo’nun eşi büyükannemiz) şıra, sirke,ve şarap yapar bu üzümlerden

Bölgedeki bağlarda  bir zamanlar yetiştirilen  sofralık ve şaraplık üzüm çeşitleri ise şunlardır; 

Adakarası Papazkarası Semillion Kuntra Gamay Karalahana Cinsault’’ diyerek 

Dayım konuşmasın bitirmiş  bize biraz kulübede kestireceğini gürültü yapmadan oynarsak kamyonetini bizlerle hep beraber Karasu Deresin de yıkayacağını bizlerin de serinlemek için Karasu Deresinde yüzeceğimizi söyleyince çıt çıkarmadan uyanmasını beklerdik.

Çatalca’da ne bağlar kaldı ne de bostanlar.

Haberci

2010-Çatalca

Tanas Cimbis Tebrikler akıcı, tarih dolu bir yazı.

Şerafettin Aytaç Oktay; Herşeyden evvel çok teşekkür ederim. yazını okuduğum müddetçe KARASU deresindeydim. Hiçbir güzelliği koruyamadık. Bağcılığı öğrenemedik. Bahçıvanlığı gelitiremedik kısaca geleceğimizi heba ettik. Hep varol.

Rahmi Toprak O meradaki büyün bağlardan nasibimizi almıştık.Biz Ot saman balyalama yani prese işiyle uğraştığımız için o yıllarda bütün merayı ve tarlaları bağları sahipleri ile bilirdik.

Berrak Pınar teşekürler oktay, bende çatalcada üzüm bağları olduğunu bilmiyordum. sayende bir çok bilgi öğreniyoruz. hemde çok güzel anlatmışsın.

Dimostenis Yagcioglu Tarihi anılarınızla kaynaştırmış ve bu ikisnin karışımını çok tatlı ve hoş bir şekilde yazmışsınız. Elinize sağlık, Oktay Bey.

Dalyan Bulan Harikasın OKTAY kardeşim, harika.BRAVO sana BRAVO.

Tsakiridis Stavros Ne kadar da canlı anlatmışın Oktay bey Eline Düşüncene sağlık !!!Fırat Aykut beyin sorusuna gelince ıstafıller daha olmadı değilmi ?

Kudret Öter Bostanlari bilirim ama üzüm baglarini ilk defa senden duydum gene yüregine saglik diyecegim

Tayfun Sonmez Oktay Bey, cok tesekkurler, duygulandirdin ve bilgilendirdin, bende catalcaliyim, annem tepecikli genc kardeslerden,babam kestanelikli, bizde selanik gocmeniyiz, sevgiler, tekrar tesekkurler,sizi izliyoruz…

Banu Kılıçturgay Albayrak Çorlu da da aynı şey oldu.Güzelim bağlar gitti, asırlık cevizler kesildi.

Fırat Aykut Sevgili OKTAY teşekkürler. Eski Çatalcalılar’ ın bıraktıkları bağları yanlış öğretilmiş inançlar nedeniyle yok etmişiz. Çok yazık olmuş. Bu vesile ile hikayede andığımız merhumları da rahmet ve sevgi ile anıyorum. İSTAFİLLER OLDU MU ?


TC Hasan Genç Evet ne bağlar kaldı ne bostanlar fakat bu kadar üzüm yetiştiğini valla hiç bilmiyordum Oktay bu yazı için teşekkürler

Share
32 Kez Görüntülendi.

Yeni Yorumlar Kapalı.

Google Analytics Yandex Merica