logo

04 Nisan 2017

Ahmet Metin Yazdı;Bendeki Çatalca

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ahmet Metin Kimdir;1956 yılı doğumluğu, 1973 yılında TED Ankara Koleji ve 1979 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. 1984 yılında Üroloji Uzmanı oldu. Bir dönem Dekanlık görevi olmak üzere 2003 yılından beri Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi  Üroloji Ana bilim Dalı  Başkanı olarak görev yapmakta.

 

Bendeki  Çatalca

1956 yılı doğumlu, 1973 yılında TED Ankara Koleji ve 1979 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini bitiren. 1984 yılında Üroloji Uzmanı olan. Bir dönem Dekanlık görevi yapan 2003 yılından beri Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi  Üroloji Anabilim Dalı  Başkanı olarak görev yapmakta olan Çatalcalı Ahmet Metin.  ondan ayrı olsa da,içinde her zaman var olan Çatalca  anlatısı;

Bendeki  Çatalca

Çatalca; anılarımı yazsam kitaplara sığmayacak bir yerdir. Çatalca benim çocukluğumdur, tüm yaz tatillerimi geçirdiğim, hiçbir zaman kopmadığım, her gelişimde içimin içime sığmadığı, kendimi mutlu ve huzurlu hissettiğim  yerdir. Her an  özlediğim, gitmek için can attığım bir yerdir. Çatalca serüvenim çocukluğumda Ankara’da okulların kapanmasıyla başlar.Ankara’dan İstanbul’a geldikten sonra o zamanlar Aksaray’dan kalkan Çatalca otobüslerine binerdik. Ben Çatalca Otobüslerini uzaktan tanırdım, Pınarların arabası, Öterlerin arabası, Sezai beyin delice kullandığı mavi renkli ve burunlu otobüsü unutmam mümkün değil.Hızlı giden bir otobüse rast gelip biran önce Çatalca’ya varsam diye dua ederdim.O zaman genellikle yavaş giden Karsan marka otobüsleri hiç sevmezdim. Dedem Çatalca’ya bizden aylar önce gelir ve geleceğimiz gün Naim Ustanın yoğurthanesinden bol kaymaklı yoğurt alır ve bizi Orta Mektep çeşmesinin önünde beklerdi. Beni görünce çok mutlu olur, benim de  dört aylık Çatalca’ da kalma sürem başlardı. Çatalca’ya geldiğimde ilk işim Pazar yerinde dükkanı olan bisikletçi Cevat Ustaya gidip balon tekerlekleri Bisan marka bisikletimin bakımını yaptırmak olurdu. Daha sonra Çarşıya çıkar, Pınarlardan günlük gazeteyi alırdım. Pınarların dükkanı Çarşı içinde önemli bir gazete satış yeriydi, gazete alırken o zamanlar sıklıkla okunan Tommiks, Teksas gibi çizgi romanları da incelerdim. Bu arada herkes bana hoş geldin der, ben de çok mutlu olurdum.  O dönemde beni herkes tanırdı; Ortaokul bahçesinde sabah akşam maç yaptığım arkadaşlarım, komşularımız ve en önemlisi Çatalca Ortaokul ve  Lisesinden arkadaşlarım. Anneannem Nefise Ferihser Küçük iyi bir tahsis yapmış ileri görüşlü bir insandı ve 1967 yılında ortaokuldan itibaren her yıl  beni bir üst sınıfın ikmal kurslarına yazdırırdı ve sabahları her gün gittiğim ikmal kurslarından çok arkadaşım olurdu. Çok değerli hocam Recai Bey  ikmal kursuna beni ilk alan kişiydi, çok disiplinli bir hocaydı.  Bu kurslar sayesinde Ankara’ daki dersleri daha kolay anlardım. Evimizin karşısında bulunan Ortaokul bahçesinde devamlı maç yaptığım için futbola olan  ilgim büyüktü. Pazar günleri top sahasında Çatalcaspor A ve B takımlarının yaptığı maçları hiç kaçırmazdım. O zamanın önemli futbolcuları olan süratine yetişilmeyen Enver, Kaleciler Fuat ve Engin, Haydar, Okan ve Burak, Enis, Kaleci Rahmi, çok iyi oynayan fakat her maçta sinirlenip olay çıkaran Torik Turan, Alaadin hep hatırladığım isimlerdi.  Çatalca’daki vazifelerimden biri de Ferhatpaşa’ dan su getirmekti. Çeşme genellikle kalabalık olduğu için  akşam saatlerini tercih ederdim. Bazen çok kalabalık olduğunda sıraya girmez,  Kaleiçi Mahallesi Topuklu Çeşmesinden su alır eve getirirdim, kimse de anlamazdı. O zamanlarda çok iyi akordeon çalardım ve beni akordeon çalmamdan dolayı da tanırlardı. Perşembe günleri o tarihlerde yarım gün olan Çatalca Pazarına gider,  koz helvacıdan kağıt helva alır, dedemin aldığı karpuzları el arabasıyla eve taşırdım.Dedem Mehmet Küçük boş vakitlerinde çarşıda bulunan Kazım Bey kahvesinde otururdu ben de saç tıraşımı kahvenin yanında bulunan berber İbrahim Gözen’de olurdum.  Çatalca’nın yazlık sinemaları da çok meşhurdu. O zamanlar iki tane sinema vardı; Kadri Erler’e ait Erler Sineması ve şu anda Çatalca Belediyesinin bulunduğu yerde bulunan Belediye Sineması. Filmler o tarihte gün aşırı  değişirdi. Öğlene doğru Çarşı’da bulunan asırlık Çınar ağacına  asılan film afişlerini inceler, akşamın planını yapardım. Daha çok Erler Sinemasına gider, sinemanın önünde çekirdek satan Kenan Beyden 25 kuruşluk tuzlu çekirdek alır, film aralarında da mutlaka Ankara gazozu içerdim. O zaman yazlık sinemalar üç bölümdü; en ön kısım genellikle Romen vatandaşlarımızın  kadın erken bir arada oturduğu bölümdü ve genellikle dolu olurdu, orta bölüm erkeklere aitti, arka bölümün ise aileye aitti ve kapısı farklıydı. Orta bölüme oturan kişiler genellikle başını arkaya çevirir ve o bölümde oturanları  süzerdi. Sinemalar çok dolu olurdu ve tüm seyirci çekirdek çitleyerek film seyrederdi.  Ben kışları Ankara’da olduğum için bu sinemaların kışlıklarını bilmezdim.

Mahalledeki arkadaşlarla bisiklet gezmelerimiz olur, taş ocaklarının bulunduğu yerdeki Kovukdere’ ye, Karasu’ya ve Bent’e  giderdik.Arkadaşlar burada dereye girer, ben yılan vardır diye girmezdim. Gökçeali’ ye gittiğimizde ise bisikletler Gökçeali yokuşunu çıkamadığı için dönüş bir çile olurdu. Çarşı’da bulunan Hüseyin Kaya’ ya ait leblebici dükkanı parka giderken kuruyemişimizi aldığımız yerdi ve çok meşhurdu.  Çarşıda bulunan Helvacıların vişne suyu, dondurması ve üzümlü keki çok meşhurdu, buradan ve biraz ileride Kaleiçi Muhtarlığının yanında bulunan Özen Pastanesinden dondurma alırdım. Önce Çarşıda ve daha sonra Pazaryerine de dükkanı bulunan Yusuf Koç’un köftelerini, kahveci Burhan Beyin maçlarda ve düğünlerde sunduğu limonatalarını çok severdim. Keşke sağ olsalar da  unutamadığım lezzetleri tekrar tatma imkanım olsa. Lezzeti çok farklı olan İnceğiz gazozlarını dedem eve kasayla alır, o dönemde buzdolabı olmadığı için bahçemizdeki kuyuda tutardık.  1972 yılında Volkswagen arabamız oldu, bu sefer farklı gezmelerimiz başladı. O kaplumbağa arabaya altı kişi biner, İnceğiz Mağaralarına her yıl en az on kez gitmeye ve her gittiğimizde arabayı İnceğiz deresine sokup yıkamaya başladık.  Akalan’ dan su almaya başladık. Köyleri gezmeye başladık. Çok güzel günlerdi.

Sadece küçük bir kesitini sunduğum Çatalca anılarım anlatmakla bitmez.  Yıllar geçti, anıları olan o küçük çocuk ailenin en büyüğü durumuna geldi.  Ben bir Çatalcalı olarak en her yıl fırsat buldukça Çatalca’ ya gitmekte, her geldiğimde bir çocukluk arkadaşıma rastlayıp görüşme imkanı bulmakta, Çatalca’nın farklı olan  havasını ve kokusunu solumaktayım. Ömrüm yettiği sürece de bunu sürdürmek istemekteyim.

 Ahmet Metin-2016

Bilinmeyen Çatalca Kitabından

Çatalca’da Kitapcılar da

Share
293 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

10+9 = ?

Google Analytics Yandex Merica