logo

reklam
23 Aralık 2019

Çatalca-da Müzika

Çatalca Musiki Cemiyeti

Ergun Şener. Çatalca’da onu tanıyanların ”Hafız” diye çağırdığı, Selanik Mübadili Ergun ağabeyimiz. Sevecen, mizah dolu yaşamı ile, entelektüel, bilgili akıllı bir insandı. Çatalca’da büyük küçük her insanın sevdiği, saydığı melek gibi biri idi. Ergun Ağabey.Tekerlek birahanesini fotoğrafçı Şerifin oğlu, davulcu İlhan ile ortak açmışlardı. İstanbul Şişli-Bomanti’den iki günde bir tekel fıçı birası getirirlerdi. Giriş kapısı üzerinde  kocaman bir tekerlek  olduğu için mi?yoksa bir inlik için mi birahanelerinin ismini tekerlek diye koyduklarını kimseler bilmez.O gün İstanbul-dan mal almaktan çok yorgun gelmiştim .Bir iki bira içip eve gidip yatmayı düşünüyordum.Yorgunluk atmak için tekerlekte bir bira içmek için Tekerlek Birahanesine gittiğimde bizim Hafız Ağabey yeni aldığı bir pikabın iğnesini siliyordu.Pikabın iğnesini sildikten sonra Pikaba çalması için Taş plakta Münir Nurettin arşivinden bir plağı seçerek pikaba koydu. Pikap yavaşça dönmeye başlayarak Münir Nurettin duygulu sesi ile ‘’Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacak’’ şarkısı  çalmaya başladı..Birahanede benden  başka müşteri yoktu .Hafız abide birasını alarak yanıma gelerek masaya oturdu,bana eşlik etmek istedi.Oradan buradan konuşarak biraz lafladık daha sonra ben  ’’Hafız ağabey bu memlekette müzika kültürü  hakkında ne biliyoruz ?’’ diye bir soru soracağımı çoktan hisseden Hafız Ağabey konuşmasına söz kesilmeden dinlenmesini rica ederek anlatmaya başladı.Bak Oktay;Bu topraklarda antik çağda burada yaşayan Trak ların hangi tür müzik dinleyerek eğlendiklerini bilmesek te  Çatalca Akropolünde İstanbul Tekfurunun kızı Hanice’nin Bizans Müziği dinlediği kaynaklarda yazıdır.Osmanlı Devleti zamanında Osmanlı saray veya halk müzisyenlerinin askerî, dini, klâsik ve folklorik türlerde ürettiği ve toplumun her kesiminde kullanılmış bir sanattır. Temelinde tek kişinin (ozan tarzına uygun) usullü veya usulsüz, ama mutlaka bir makam’a bağlı olarak çalıp söylediği; müziğin sadece ritim ve melodi unsurlarını kullanıp insan sesine ağırlık veren ve nesilden nesle aktarımı Batı müziğindeki gibi nota yoluyla değil meşk yoluyla sağlanan bir şahsî üslup ve ifade müziğidir.Bir zamanlar Çatalca-da  ki sarayların içinde usullü ve usulsüz çalınan Osmanlı musiki eserleri Çatalca semalarında hala gizemini sadece ve sadece Çatalca-da burçak tarları kenarlarında açan peygamber çiçekleri  kokularına karışarak dolaşır durur….

19. yüzyıl aşlarında Çatalca Gayrimüslim mahallesinde beş genç Çatalca-da düzenlenen Meryem ana şenlikleri ve özel günlerinde eğlenmek için Çatalca Çarşı içinde bir ahşap binanın en alt katında bir araya gelerek babalarının baskılarına direnip bahçelerde çalışarak ,mahalle aralarında her sabah simit satarak biriktirdikleri akçelerle yurt dışından getirttikleri müzik aletleri ile Osmanlı Devletinden aldıkları müsaade ile Çatalca Orfeos Müsiki Cemiyetini kurdular.. Bu çocuklar  ceplerinden müzik aletlerini alıp  Karasu Deresi kenarında bulunan Bulgaryanko da bol bol müzik ziyafeti verdiler.Daha sonra gerçekleşen Nüfus Mübadelesi sonucu bu çocukların hepsi Yunanistan-a Gefira-ya aileleri ile göç ettiler.Yunanistan Gefira-ya giden bu çocuklar müzik çalmaya orada devam ettiler.Türkiye de ki Cemiyetler kanuna göre aletleri getiremediler.Çatalca Orfeos Musiki Cemiyetleri daha sonra fes edildi .Bu aletler Çatalca Halkevine devredilince Çatalca-da bando kuruldu.Ermeni çocuklarda vardı içlerinde Naim Aytekin ,Belediyeci Celal ,Sünnetçi Fethi Bey,sadece bir kaçı.

Bizim devrimizde önce Deniz Çocukları daha sonra Komandoslar 1963 kuruldu.ben kurdum Komandoslar da .,Ergun Şener,Burak Çağlayan,Erman Efe,İlhan Aydoğan,Yalçın Saraçoğlu,İlhan Kömürcü,bir çok yarışmaya katılan bu ekip Trakya Festivali bir çok ekip katılıp Edirne’de yapılan  müzik yarışmasında dereceye girerek  ikincilik almıştı.Daha sonra Gençlik 71 kuruldu.,Türk Sanat Musikisin de Hayati Tuna Çatalca Belediyesi TSM korosunu yıllarca çalıştırmıştır.’’Diyerek masadan kalktı.; Ha bu arada diye devam etti ‘’Yorgo Bacanoz İsmail Kahyaoğlu-nun sığır meydanında ki Çatalca Kır Kahvesinde 12 yaşında sahneye çıkmıştır.Çatalca-da 19. yüzyıl başlarında Tavernalarda minik kadehlerde rakıları Rum kızları dağıtırmış.Bu Tavernalarda Rumca ezgiler canlı müzik çalınarak söylenirmiş.Bu arda Çatalca-da görev alan Kamu görevlileri de vardır.Çatalca Müzik Kültürüne katkı sunmuşlardır. Bunlardan biride Çatalca-da Kaymakamlık yapan Nevrez Paşa ; Nevrez Paşa; İstanbul’un Beşiktaş ilçesinde doğdu. Üstün yeteneği ve zekâsı ile henüz on bir yaşına iken Enderun-ı Hümayun’a alındı. Padişah II. Mahmut’un ikinci oğlu şehzade Abdülaziz ile birlikte tahsil gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. Damadı olduğu Kemani Rıza Efendi’den musiki ve keman öğrendi. Çatalca Kaymakamlığı, Rumeli Beylerbeyiliği, Başmabeyincilik gibi önemli devlet görevlerinden sonra Maliye Nazırı oldu. Mektuplara pul yapıştırma mecburiyeti getirerek Türk pulculuğunu başlattı. Siroz tedavisi için gittiği Viyana’da öldü. Kanlıca iskelesi mescidine defne edildi. Ölümüne düşürülen ebcede tarihli şiirin yazılı olduğu mezar taşı Süleymaniye’deki Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’ndedir. Zamanımıza üç eseri gelebilmiştir.(14 Eylül 1826-13 Temmuz 1872)

ÇATALCA HALKEVİ  BANDOCULARI

Çatalca-da bir zamanlar Kaleiçi Mahallesinde  yaşayan Rumların Orfeos Musiki Cemiyeti adında bir Musiki Cemiyeti vardı.Çatalca Kaleiçi Mahallesinde kurulan Musiki Cemiyeti Çatalca ve köylerinde bir çok   müzik etkinliği düzenlemişti.Bu müzik etkinliklerinin bazılarını Karasu deresi kenarında düzenleyerek söyledikleri şarkı ve müziklerle İstanbul ve bölgemizde Çatalca-nın ismini duyurmuşlardı.Mübadele sonrası Çatalca Musiki Cemiyeti kapanınca,Çatalca Musiki Cemiyetinin müzik aletlerini Çatalca-da bırakan Rumlar-ın katkıları ile Çatalca-da kurulan bondonun temellerini atmışlardı.Kasabada bir odada toz toprak içinde kalan bu müzik aletlerini kasabaya Selanik-ten göç eden Mübadiller ve Çatalca-da esnaflık yapan Ermeni ve Musevi Çatalcalılar büyük bir özenle parlatarak büyük başarılara imza atmak için and içmişlerdi.Büyük zorluklarla alınan bu müzik aletlerinin satın alınma  hikayesi bir roman olabilirdi.Hepsi bunun farkındaydı. Büyük bir özveri ile,yoksulluk içinde  Çatalca-da kurulan bu bando takımında esnaf,emekli,astsubay,gayrimüslim,belediye çalışanlarının bir araya gelmesi ile Rumlardan kalan müzik aletleri ile kurulan bu  bando bölgede  Kasabayı her yönü ile temsil etmişti.Bondo şefi Sünnetçi Fethi Bey,Terzi Adnan,Niyazi Saraçoğlu,Zülfikar Saylam,Tenekeci Fethi Gül,Trompet:Celal (belediyeci) Naim Aytekin. Zurnacılar Roman Kemal-Kadri  değirmenci Habib ustanın oğlu Hacik.Arbaş Usta.Enuk.kunduracı Ropen,Mişon bando ekibinden birkaç isimdi.1935

 Perasayna Kalokeri


Perasa perasayna kalokeri
Perasayna na vre na kalokeri
Kai den mi estiles kanin haberi

Bir yaz geçti
Bir yaz geçti, bir yaz geçti
Bir yaz geçti bre bir yaz geçti
Hiç haber göndermedin

Ne haberi göndereyim
Bre ne haberi göndereyim
Kendime yeni bir dost buldum

Kendine yeni bir dost bulduysan
Kendine yeni bir dost bulduysan canı
Eldir dersin onu da terk edersin

Dar bir sokaktan geçerken
Bre dar bir sokaktan geçerken
Bir kıza rastladım

 Durup baktım kıza, sordum
Bre durup baktım kıza, sordum
Kızcağızım, sen nerede uyursun?

Yatağımda, kendi yatağımda
Bre yatağımda uyurum kendi yatağım
Korkum da yoktur kimseden

 Çatalca-da müzik deyince hemen usumuza Okay Temiz-dedüşebilir.Okay Temiz Çatalcalıdır.1939 yılında Çatalca-da doğan sanatçı,Çatalca-da Hamamönü Tahta sokakta büyüyen ve de okula giden bir  asker çocuğudur.  Okay Temiz Türk müziği ile ilgili ilk tınıları musiki eğitimi ni annesi Naciye Temiz’den aldı. Yine annesinin desteği ile Ankara Klasik Müzik Devlet Konservatuarında vurmalı çalgılar ve timpani eğitimi aldı. 1955’te profesyonel müzik yaşantısına adım attı. 1957-1959 yıllarında tophane sanat enstitüsünde eğitim çalışmalarını sürdürmüş ve buradaki eğitimi sayesinde kendine has karakterleri ve tınıları olan davulunu kendisi yapmıştır. 1959-1967 yıllarında Türkiye’de Dans müziği orkestralarında çeşitli programlar ve şovlar sergiledi.

1967 yılında Ulvi Temel orkestrasına katılıp Avrupa’da büyük dans lokallerinde çalıştı. Aynı yıllarda İsveç macerası başladı. Orada doğaçlama alanında büyük etkisi olan trompetçi Maffy Falay ile tanışır ve birlikte Türk folklor melodilerindeki kıvraklık ve ritmi farklı bir platformda açığa çıkardıkları Sevda grubunu kurdular. Sonraki yıllarda Stockholm radyoları ve senfoni orkestrasına perküsyoncu olarak değişik renkler katar. Okay Temiz Avrupa, Amerika ve Hindistan’da yaklaşık 3300 konser verdi ve 350 festivale katıldı. Afrika’nın, Güney Amerika’nın ve Hindistan’ın ritimlerini en iyi çalanlarıyla tanışıp görerek, dinleyerek, beraber çalarak ve onların çaldıkları aletleri  quicca, berimbau, parmak piyano, konuşan davulu yapabilmesini ve çalabilmesini öğrenmiştir. Kendi el yapımı olan bakır davullar, “Elektrikli Sihirli Piramiti”, deve ve koyun çanlarında yaptığı “Artemiz” isimli metal aleti de içeren geniş bir etnik ve elektronik çalgılar koleksiyonu vardır. ‘’

Bir de Çatalca-da  Müzik denince akla Roman Müziği gelir.Çatalca Nüfus Mübadelesi ile Çatalca-ya Selanik-ten göç eden Romanların çok iyi bir kulakları vardır.Çok iyi ritim vururlar.Bir ezgiyi bir kere dinlemeleri onu yorumlamaları için yeterlidir.Çok iyi davul ve Klarnet çalan sanatçılar yetişmiştir.Birde daireci Gülsün ile Hanife Abla vardı ki .Müzik bilgi ve dağarcıklarına şapka çıkartırdım her zaman’’Diyerek konuşmasını tamamlayarak tezgahın başına geçerek  büyük bira bardaklarını önlüğü ile silmeye koyuldu.Tezgahta işi bitince ‘’Bir dakika’’ diyerek elinde bir kağıtla masama kadar gelerek ‘’bak’’ dedi bu kağıtta yazılanlar çok önemli Çatalca Müzik Kültürü için belge .diyerek konuşmasına devam etti.

Bir gün Çatalca Elma ve Süt Festivaline konuk sanatçı olarak Büyük yorumcu ve bestekar Usta Muammer Ketencoğlu gelmişti .Bu birahanede onu konuk etmiştik  bizim baterist İlhan-la.; Sana biraz Muammer Ketencoğlundan bahsedeyim diyerek anlatmaya devam etti; Muammer,’’Akordiyon ustası  Türkiye’de çağdaş sanatçılar arasında Rebetiko, Batı Anadolu Folkloru ve Balkan müziğinde en tanınmış isimdir. Ketencoğlu, geleneksel müzik alanında dünya ölçüsünde oluşturduğu kariyeri ile uluslararası düzeyde aranan bir sanatçı haline gelmiştir. 1964’te İzmir’in Tire ilçesinde dünyaya geldi. Öğrenim gördüğü körler okullarında iyi bir müzik eğitimi aldı. Akordeon, piyano ve bateri çaldı. İlk albümü “Sevdalı Kıyıları 1993’te, Rebetiko müziği ile ilgili hazırladığı seçkileri de 1994 ve 1996 yıllarında yayınladı. Ermeni, Gürcü, Azeri ve Orta Asya geleneksel müziklerini içeren dört ayrı kasetten oluşan ve etno müzikolog kimliğini ortaya koyan “Halklardan Ezgiler” dizisini 1995’te yayınladı. Köklerini Doğu Avrupa geleneksel müziğinden alıp Amerika’da gelişen Klezmer müziği ile ilgili seçkisi “Klezmer Müziğinin Öncüleri” ise 1995’te dinleyiciyle buluştu.
1996’dan başlayarak hem Rebetiko müziği çaldığı topluluğu “Kompania Ketencoğlu” ile hem de “Bir Balkan Yolculuğu Topluluğu ile Türkiye’de ve yurt dışında pek çok etkinliğe katıldı. Mart 2003’te Kompania Ketencoğlu’na eklediği yeni repertuar ve müzisyenlerle Muammer Ketencoğlu ve Zeybek Topluluğu’nu kurdu. 2006 yılında Muammer Ketencoğlu ve Kadın Sesleri Topluluğu’nu kurdu.
Çeşitli gazete ve dergilerde dünyanın her yanından geleneksel müzikle ilgili yazıları yayınlanan sanatçı 1995 Kasımından bu yana her hafta Açık Radyo 94. 9’da “Tuna’nın Beri Yanı” adlı programı hazırlayıp sunmaktadır.’’

İşte bu ustanın Çatalca Halk Müziğine Bir Bakış adında bir çalışması sen yerel gazete çıkartıyorsun bu belge emek verilerek arşivlerden çıkartılmış bir çalışma sende kalsın.Bir gün gelir yayınlarsın gelecek nesillerde Çatalca Müzik Kültürü açısından bir şeyler öğrenir deyip kağıdı ban uzattı Alıp hemen oracıkta okudum.

İşte O kağıtta yazılan çalışma;

Muammer Ketencoğlu- Kasım 2009, İstanbul

Tüm Trakya’da sevilen Rumeli köy türküleri ve şehir şarkıları Çatalca’da da büyük bir tutkuyla sevilip yorumlanmaktadır. Kasap havaları ve karşılamalar bölgenin belirleyici halkoyunu türleridir. TRT repertuarında İstanbul’dan derlenmiş pek çok türkünün derleme notlarında ilçe ya da yöre tanımlaması bulunmadığından Çatalca ve yöresi kaynaklı türküleri ayırt etmek oldukça güçtür. Bu alandaki ciddi boşluk yüzünden yerel tarihçilerin, Etno müzikologların, derlemecilerin ve müzisyenlerin Çatalca, Silivri ve civarı  halk müziği hakkında yapacakları her çalışma eşsiz değerde olacaktır.

Günümüzde Çatalca’nın yaşayan halk müziği geleneği Trakya bölgemizin etnik ve kültürel çeşitliliğinin küçültülmüş bir örneği gibidir. Ayrıca bölge, Patriyotların ihmal edilmiş müzikal renkliliğiyle beraber düşünüldüğünde, son derece değerli ve özel bir halk müziği dokusuna sahiptir

.Osmanlı İmparatorluğu’nun özellikle son döneminde Çatalca’da Türklerin, Rumların, Ermenilerin,Yahudilerin ve Müslüman Çingenelerin bir arada yaşadığını biliyoruz.

Halk müziği pratiğine dışarıdan baktığımızda en az dört dilde şarkılar söylendiğini ve kimileri ortak olan dans havalarının bulunduğunu anlıyoruz. Bu dönemde ve belki de bugün de müzik geleneğinin hemen,hemen aynı etnik çeşitliliği içeren Silivri ile çok büyük bir benzerlik gösterdiğini de söylemek mümkün. Bu bölgede müzik hayatını toplum olarak müziksever Rumlar ile bütün Anadolu’da olduğu gibi Trakya’da da müzisyenlik işini adeta toplumsal bir iş bölümü ile devralmış olan Çingeneler idare etmekteydi.  İstanbul’un merkezinde olduğu gibi  Rumların Çatalca ve Silivri’de de müzikli eğlenceleri sirto ve kasap dansları dillere destandı. Klasik Türk müziğimize büyük katkıları olmuş efsanevi Silivrili müzisyen kardeşler Yorgo ve Aleko Bacanos’u anmadan geçmeyelim. Bölgede derlenen ve 1950’lerde ünlü şarkıcı Roza Eşkenazi tarafından da plağa kaydedilen Silivri sirtosunun sözlerine yer verelim:

Silivri Sirtosu

 “Sütle şeker gibi tatlı senin kara, büyük gözlerin

Sana olan aşkım yakıyor beni

Ah, acıyla dolu kalbim

Sen oyna sevdiğim ben de söyleyeyim

Sana Mayıs çiçekleri vereyim

Altın bir kanaryasın sen

Deliye döndüm güzelliğinden

Işıksın ruhuma aşkım sen

Benim olmazsan ölüp gideceğim”

Bu şarkı bugün de Yunanistan’da sevilerek söyleniyor ve eğlencelerde aranan bir dans havası olmaya devam ediyor.

Hem İstanbul şehir merkezine hem de İsrail’e gerçekleşen göçler yüzünden bugün Çatalca’da yaşayan bir Yahudi kültüründen söz edemesek de geçmişte İspanya’dan getirdikleri romansların yanı sıra Yahudilerin Türk etkileri taşıyan şarkılar da söylediklerini biliyoruz. Mas Ariva adlı bu şarkı Çanakkaleli kadın şarkıcı Berta Aguado’nun sayesinde tüm dünyaca tanınmaktadır:

 Ariva

Daha yukarıda daha yukarıda
Çatalca-Silivri diyarında

Orada balıkçılar vardı

Atasözlerini avlayan

Üç kişi ata biniyordu

Ve büyük bir toz bulutuydu

Arkada bıraktıkları

Geldiler nehrin yakınlarına

Başladılar onu yıkamaya

Görmek için ne çıktığını

Açtılar kilitleri

Bir duka altın çıktı

Kralın oğluna benziyordu

Eğer diri getirebilseler

Önemli kişiler olacaklardı

Yok ölüsünü getirirlerse

Saygılar sunulacakmış

Hollanda’dandı gömleği

Yastığıysa sırmalı ve incili

Parmağında ise bir yüzük

Zengin olmaya muktedirdi”

Mübadele ile Çatalcalı Rumlar Yunanistan’a gitmek zorunda kalırken yerlerine Kuzey Yunanistan’ın Vodina bölgesinden yine Rumca konuşan Müslüman Patriyotlar gelmiştir. Atatürk’ün onlar için hemşeri ya da vatansever anlamında kullandığı Patriyot sözcüğü günümüzde de bu topluluğu ifade etmek için kullanılmaktadır.  Böylelikle Çatalcalı Rumların Yunanistan’a götürdüğü pek çok şarkı ve dansın yerine Çatalca’ya Kuzey Yunanistan’dan bambaşka bir müzik geleneği taşınmıştır. Yine aynı dönemde Çatalca’ya yerleştirilen Selanik göçmeni Çingeneler Patriyot şarkı ve

danslarını ya biliyorlardı ya da kısa zamanda öğrendiler. Bugün de bu şarkı ve dansların en otantik haliyle yaşamasına vesile oluyorlar.  Patriyot şarkıları bize yepyeni ufuklar açtı. Alışmamış kulakların  ilk  duyuşta biraz yadırgayabileceği yepyeni bir tınıydı bu. Yunanistan’ın Vodina bölgesinin bu müzik geleneği bir yandan Arnavutluk sınırındaki Epir bölgesine komşu olması nedeniyle pentatonik öğeler içerirken öte yandan yer aldığı Makedonya bölgesinin genel etkilerini de barındırıyor. Patriyot şarkıları büyük ölçüde bugün Yunanistan’ın Grevena şehri ve çevresindeki şarkılarla benzerlik göstermektedir.Lozan Mübadilleri Vakfı gönüllülerinin 2007’de yaptığı derleme çalışmasına dek Patriyotların geleneksel müziği ile ilgili ülkemizde ciddi bir çalışma yapılmamış idi. Bu yüzden pek çok şarkının kayda alınamadan unutulup gittiğini söyleyebiliriz. Lozan Mübadilleri Vakfı’nın 2009’da yayınlanan “Meriç’in İki Yakasından Ezgiler” adlı cd çalışmasında ilk kez  Patriyotlara ait şarkılar yer almıştır. Bizi Yunan halk müziğinin ifade biçimlerine, ana temalarına yaklaştıran bu Patriyot şarkıları ezgileriyle olduğu gibi sözleriyle de ufkumuza yepyeni dünyalar serer.Çingene’ce ise bu bölgede Türkiye’nin hiçbir yerinde olmadığı kadar yaşayan bir dildir ve az da olsa Çingenece dilinde şarkılar hala söylenmektedir.Yazımızı Çatalca’dan derlenmiş ve 40- 50 sene önce yaşanmış bir olay nedeniyle yakılmış bir ağıtla bitirelim:

Mustafanın-in Ağıdı

Bir gün benim yanımda

Feriha’yı duttular

Ben onu gurtarırken

Sol yanımdan vurdular

Anne anne kalksana

Lambaları yaksana

Yaralı Mustafa geldi

Çaresine baksana

Portakal limon ağacı

Acele edelim hacı

Sol yanımdan vuruldum

Yok mu bunun ilacı

Mezar mezara bakar

İçinde Mustafa yatar

Mustafa’nın nişanlısı

Mezara çiçek atar”

Asmaki kır kahvesi

Kaleiçi Mahallesinde Sığır Meydanın bulunduğu yerde Selanik Mübadili-Nasliç’li Cemal Kahyaoğlunun babası İsmail Kahyaoğlu’nun kır kahvesi vardı.Bu kır kahvesinin hemen yanı başında Rum mezarlığı ve büyük ayazması ile muhteşem bir yapıya sahip kutsal bir mekan vardı.Rumlardan kalan bu kır kahvesi o yıllarda kebere gibiydi.Bölgedeki ne kadar udi,bestekar,ses  sanatçısı  varsa önce buralarda duyururdu seslerini.

Türkçe, Rumca şarkıların yanında ,Bulgar ve Ermenice ezgilerle, Yahudi müziği  çalınır, söylenirdi.Gelen konuklara .küçük, minik kadehlerde rakılar, çömlek kadehlerinde yakut rengi şaraplar ve Galata-dan gelen fıçılarda balık mezesi sunulurdu,

Kır Kahvesi böyle olan Çatalca-nın Tavernası,Palanga eğlence bahçesi nasıl olurdu ? Bilinmez…

 Topuklu çıkışın da kale surlarının arkasında iki katlı bağdadi ve tahta ahşap bir bina vardı.Bu binanın büyük mahzeni de vardı.Mahzende tahta fıçılar,eski büyük testiler,damacanalar vardı .Damacanalar fındık ağaçları ile örülmüştü.Bahçesinde ulu ,kalın ,büyük ceviz ağaçları vardı.Büyük defne ağacı ve büyük bir kuyu vardı.Katırların bağlanarak döndürdüğü bir ağaç aksamından yapılmış çıkırık vardı.Burası çok gizemli ve ürkütücü bir yerdi.Müzik sesleri buranın gizemini ve karanlığını  yok ederdi.Bu eğlence Bahçesinin adı da Palanga idi.

 Rumlardan kalan bir Tavernada,Topuklu çeşmesinden kırk merdivenlerden çıkıp sağlı sollu iki katlı ahşap Rum mimari örnekleri taşıyan balkonlarını demirlerle süslenen bu  ahşap yapılar’’ sit alanı’’ kapsamında kah ayakta kah yarım,kah çökmemek şçşn direne ,sanki birilerini beklercesine  bu günlere gelebilmişlerdir.

Biraz daha ileride eski Kaymakamlık binası (şimdiki Belediye Kültür Merkezi)  yanındaki Eski Rumların toplandığı eğlendiği Taverna binası  bulunur.Bu Bizans’tan kalan kültür mirasımızın  bahçesi de vardır .Bahçe; demir parmaklıklarla çevrilidir.Bahçe içindeki gül ağacının üzerindeki güllerin kırmızılığı ve bazılarının kızıllığı İnsanı büyüler belli ki özel ekilmiş gül ağaçları idi bunlar.Bina çatı altlarında üzüm salkımı figürleri vardı. Birde bir adet karşılıklı hayvan figürleri vardı.Üst kısımlarında bir kuş kanatları açık vaziyette tasarlanmıştı.Bu Tavernayı bir zamanlar Çatalca’da Sünnetçi Fethi Bey de bir müddet işleterek  o eski havanın o tarihi mekanda solunmasına katkıda bulunmuştu O tarihte buranın garsonları adaplı,terbiyeli ve bu işi bilen  gayrimüslim kızlardı. Taverna giriş kapısı iki kanatlı büyük bir kapı idi, sağlı sollu iki adet  pirinçten topuz şeklinde kapı kolları vardı.hemen arkasında ulu bir çitlembik ağacı vardı.günümüze kadar gelmiştir.Karşısındaki iki katlı ahşap bina bahçesinde iri meyve veren özel olarak dikilmiş bir kızılcık ağacı bulunmaktadır.Aynı bahçede bu bölgede eşine rastlanmayacak lezzette meyveler veren birkaç tane ayva ağacı bulunmakta idi.Bu Tavernanın mahzeni de vardı.Mahzen kapısı demirden ve iki adet pirinçten topuz şeklinde tokmaklı idi.Mahzenin içi soğuk ve gizemli bir havası vardı.Mahzenin içi de  dışı gibi  kırmızı tuğla ile örülmüştü.Sağlı sollu raflar vardı.Tavernanın içinde zeminde iki adet mermerin üzerine çizilmiş motifler vardı.Bu kültür mirası günümüze kadar gelmeyi başaran ender yapılardır.Bu gün Mübadele Müzesi olarak bir ilki gerçekleştiren bina konuklarını beklemekte. 

 AMERİKA-DAN ÇATALCA-YA  GELEN EZGİLER

Amerika’ya iç savaşlar sonunda  çalışmak  için Yunanistan’dan işçilerlele beraber Nasliç-li  Patriyotlar da gitmişti.Büyük göç 1900-1920 yılları arasında her yıl 25.000 bin kişi olarak diaspora tarafından ve mainstays edildi.Umutlar ülkesine yolculuk Pire limanından gemilerle aylarca sürmüştü.Bu yolculuğa çıkan her yolcuya  bir tenekede içinde maşrapa çatal bir kaşık  gemiye binmeden verlmişti.Yunan göçmenler Amerika’da Chicago’da ayrıcalıklı bir bölgeye yerleştirilmişlerdi.Amerika iç savaş sonunda  tüm dünyadan proletarya göç akışı ile karşı karşıya kalmıştı.Yunanlı göçmenler güçlü sağlıklı idiler. Çünkü titizlikle seçilmişlerdi,.Lakin biraz saf ve cahildiler, ilk defa Pire limanında gemilere binmişlerdi .Bunlar kendi güçlerinin farkında olmayan yoksul insanlardı,İçlerinde çoğu ilk okul mezunu bile değildi, kiminin okuma yazması bile yoktu.Yunanlı göçmenlerin çoğunluğunu etnik azınlıklardan seçmişlerdi.Yunanistan’ın kırsal kesiminin dörtte biri yurtdışına çalışmaya  gidiyordu. Bunların oraya uyum sağlaması cafe ve  rembetiko şarkıları ile oldu.Çok zahmetler ve acılar çektiler, çok kavgalar ettiler ,Amerika ya uyum sağlamak kolay olmadı.Önceleri demiryollarında ve madenlerde çok zor koşullar altında çalıştılar.Yemekler topluca yapıldığı için paralar toplanıyor ve huzursuzluklar hiç bitmiyordu yemeklerin seçiminde Müslüman ve Hıristiyanlar ayrı yemek istiyorlardı büyük kavgalardan sonra artık herkesin kafasında  bir dükkan fikri oluşmaya başlamıştı.ABD dolarını ekonomide onlar çalışarak üretiyordu.Yunanlı göçmenler  hem maden ve demiryolunda çalışıyor hem de fabrika ve sanayi de daha fazla para getirecek işler aramaya başladılar.İngiliz otel sahipleri Yunanlı kadın göçmenleri tercih etmeye başlayınca,erkekler  tekstil ayakkabı sektörlerinde daha iyi şartlarla iş buldu.1910 yılına gelince göçmenlerin artık küçük işletmeleri vardı..Şekerleme restoran perakende ve toptan ticaret çiçekçi,tuhafiye temizlik ve tamirat ve ayakkabı mağazaları.Zenci Mahallerinde elbisecilik yapmaya başladılar.Başarmak zorundaydılarBulaşıcı hastalıklar kol geziyordu.Amerika da bu insanların uyumaları veya bir tabak yemek değil ölmek için bir yatak bulmalarını bile garanti edecekleri güvenecekleri ne bir arkadaşları nede bir akrabaları vardı.Amerika-da Açlık kol geziyordu, açlıktan gözleri önlerinde ölenler onlara ibret verici bir dersti.Demiryolunda çalışanlar için zor koşullar ağır çalışma şartları yetmez gibi demiryolları üzerlerinde iç savaş yıllarında döşenen askeri mayınlarada hedef olmak vardı.Havasız ve pencereleri olmayan bordum katlarında yaşadılar sırf çocuklarına memleketlerinde rahat ettirebilmek için .Kimi orada kaldı kimi orada evlendi çoluk çocuk sahibi oldu,kimi Yunanistan döndü.

1924 Tarihinde Yunanistan Nasliç-ten  Çatalca-ya göç eden Amerika kahramanları Patriyotlar beraberlerinde kasabaya gelerek  İngilizce şarkı dağarcıkları ile kasabaya renk kattılar.

Çatalca Roman Mahallesinde

Çatalca Mübadele Müzesine giderken Çatalca Parkının hemen yanından kestirmeden gitmek isterseniz Roman Mahallesinde ki kahvelerin önünden mutlaka geçmeniz gerekir.

İşte bende o sabah Kaleiçi Mahallesinde bulunan Mübadel müzesine gitmek için tamda Roman Kahveleri yanından geçerken Roman Ertuğrul kahvelerin önünde oturuyordu .Yanında Klarnetçi Salkonun torunu çok derinden kırmızı gülün alıver şarkısını çalıyordu.Kılarnetteni konuşturuyordu .Etkilenmemek elde değildi .Hemen yanlarına bir sandalye çekerek usulca oturdum.Kafamla selamladım.Mest oldum.Efsunlandım.

Roman Ertuğrulla hoş beş sohpetten sonra Ertuğrul bak Oktay Efendi şimdi sana biraz bu Mahalleden ve bizlerden bahsedeyim diyerek konuşmasını sürdürdü;Bir zamanlar  bu Çatalca-da bizlerin dedeleri Selanil –ten gelmeden önce İspanyadan Romanya-ya göç etmiş oradanda Çatalcaya göç edip Çatalca girişinde ve bu mahallede birkaç evde yine bayırda teneke elerde büyük yoksulluk,yokluk içinde aç ,perişan gayrimüslim Çingeneler yaşarmış.

Bunların dini vecibelerini gayrimüslim olmaları açısından bşlemesekte bunların bizim mahallelerimizde yaşadığımız yerlerde ki bayırda dehlizler kazarak yer altında ibadethaneye benzer yerler yapmışlardır.Bu yeraltına kazdıkları ibadethanelerin duvarlarına meryemana ve elinde bir bebek fügirü cizdiklerii bazı arkadaşlarımız görmüştür.Mübadle ile Çatalcaya gelen dedelerimiz Çatalcaya geldiklerinde bir müddet onlarla iç içe yaşadıysa da bunların Çatalcadan bazıları göç etmiş bazılarıda Çatalca-da kalarak Kunduracılık,kömürcülük,ayakkabıcılık yapmışlardar.

Bizim dedelerimiz Mübadele ile Çatalca-ya gelirkende Selanik Nasliç-te İslam dinene mensup ellemdürüllah Müslümandılar.

Bu Mahallede yıllar su gibi akıp geçmiş Çatalca-da esnaf Müslüman ve Ermeniler yanında çalışmışlar,kah banyacılık, arabacılık,kalaycılık,demircilik,kahvecilik,elekçilik,hamallık,ayakkabı boyacılığı,sülükçülük,berberlik,balıkçılık,çiftçilik,çicekçilikve kulakları ile ritim için hepsinde iyi kulak dinlemesi olduğu içinçalgıçılık yaparak evlatlarını torunlarını büyütmüşlerdir.

Ufak tefek olayları saymazsak hepsi namıuslu ,şerefli ,dürüst insanlardır.Şimdi onlarda bozulmakta her neyse.Bak Hamal Kadriye binlerce parasını verirdi bakkalalr tekele gider rakı sigara alırdı .Hamal Kadriye güvenleri tamdı .Bir başka örnek Kerimn babası demirci Ermeni Partuh ustada çalışırdı .Çom güvenirdi.Ermeni ona ,o ne yerse Kerim-in babası Hilmi Agaya da alırdı .

Ya Pınar kardeşler  yanlarında çalışan Kerime güvenmezlermiydi ?Koca nalbur dükkanın teslim ederdi Pınar Kardeşler.Bu Mahallede çoluk çocuğunu namusu ,şerefi ile büyütüpte bu mahallede yaşayıp iz birakanları sayayımsana;Paşakina,HamalKadri,Paşako,NanaElmasina,Nana Ramazina,Asene Abla,Gaco Bayram,Çüftek Ali,Hüsko,SucuYaşar,HilmiAga,,BeygirciHaydar,Zako,Kamil,Aydın Abi,Merka,Salih Usta,Topal Reşat,Kömürcü Demir,Kalaycı Remzi,Rakiye Abla,Çinko Karavana,Gega,Salko,Demirci Hüseyin,Zerdali,Daireci Hanife Abala,Gülsüm Abla,Basmacı Pakize,Berber Müzaffer,Terlikçi Aydın,Süpürgeci Osman,Galo,Hasırcı Hasan,Kara Kiraz,Mico,Deli Mehmet,Bamyacı Kerim,Boyacı Hakkı,Çolak Celo,Camka Ekrem

Düğünler üç gün olurdu Çatalca-da düğünlere Salko,Şeket,Merka,Kadri, Daireci Hanife Gülsüm Abla çağrılırdı.DüğünlerdeSamyoti,ekşiye,peresayna,mandumala,kırmızı gül,bir evler yaptırdım,sarı yılan ,oyun havaları çalınırdı.’’diyerek sözlerini tamaladıktan sonra bende izin isteyip Çatalca Mübadel müzesi yolunu tutum….

TEFÇİ HANİFE

Tef yuvarlak bir tahta kasnağın bir veya iki yanına deriden bir örtü geçirilerek yapılan bir parmak vuruşlarıyla çalınan müzik aletidir.

Tef Türk musikisinde bir usul vurma aletidir.Bir çeşit açık davul olan tefin çeşitli şekillerine eski kavimlerde de rastlanır.

Araplardan İspanya yolu ile ülkemize giren ve adına tambur denmiştir.Orkestraya de girmiştir.

Türk musikisinde, fasıl şefi olan ser hanendenin veya birkaç hanendenin elinde bulunur.Parmak vuruşlarıyla usul tutulur her vuruşta,kasnaktaki ince pirinçten sekiz çift küçük zil tınlar Tef’in diğer adı da deftir.Çatalca’da bir zamanlar tef çalan meşhur Tefçi Hanife vardı.Roman Mahallesinde oturan Kalaycı Süleyman ustanın kızı….

1930 yılında Çatalca-nın Boyalık Köyünde doğan Tefçi Hanife, 1946 yılında Selanik mübadillerinden davulcu Şevket’le evlendi.

Tef ile usul vurmayı kaynanasından öğrenen Tefçi Hanife, Dokuz yıl sonra bir çocuk dünyaya getirdi.

Hem de bu çocuğu sadece bir tefi ile adam gibi büyüttü.

Mahallede bütün komşularının parmakla gösterdikleri tefçi Hanife ,Çatalca ve 72 Köyünde geleneksel köy düğünleri coşturan aranan müzisyeni idi.,

Nişan,sünnet,kına gecelerini tek başına bir tef çalgısı ile çalar,söylerdi.

Geniş müzik arşivin de oyun havası,türkü ve o günün sevilen şarkıları ile düğünlerde insanları eğlendirirdi.

Düğünlerin ilerleyen saatlerinde Rumca havaları ile süsleyerek eğlencelerin aranılır kişisi olmuştu.

Bölgede tüm düğünleri o çalardı.

1982 yılında genç yaşta hakkın Rahmetine Kavuştu.

Tefte sustu ,o güzelim geleneksel eğlencelerde.

Şimdi Mahallesinde ki eski evin duvarında düğünlerde çaldığı tef duvarda asılı durur, bazen düm teka düm tek der rüzgarla Roman Mahallesindekiler bizim’’Tefçi Hanife yine tefini çalıyor’’ der.

Belki de herkes mışıl, mışıl uyuyunca o evine gelir gözü gibi baktığı tefini siler parlatır..

Bu gün, o eski kına geceleri ve düğünlerde ki eğlenceler yok artık.Nede Tefçi Hanifeler……

Teker, teker yitiriyoruz kültür değerlerimizi.

Çok yazık çok..

Işıklar içinde yat Tefçi Hanife……

Osmanlıca Arşiv belgesi

Çatalca’da Rumlar tarafından kurulan Orfefes Musiki Cemiyeti’ne Cemiyetler Kanununa uygun olarak ruhsat verilmesi

29/Ra/1329 (Hicrî)-12-46-DH.EUM.KADL

Bilinmeyen Çatalca Kitabından

Share
52 Kez Görüntülendi.

Yeni Yorumlar Kapalı.

Google Analytics Yandex Merica