logo

reklam

Çatalca’da Doğmak

 

 

 

Çatalca’da Doğmak

Kendine ait her şeye karşı sevgi duymak insana özgü bir zaaf olsa gerek.Doğduğum yer olan Çatalcayı, daha onu görmeden seviyordum…

Diyeceksiniz ki, doğduğun yeri nasıl görmedin.
Görmedim, çünkü altı aylık bir bebekken oradan ayrılmışım…
Bebek gözlerimle gördüğüm şeyleri, her şeyden önce de annemin babamın ilk bebeklerinin üzerine eğilen gepgenç yüzlerini anımsamayı ne çok isterdim…
Beni öpüp koklayışlarını…Ne yapalım ki yaşam haksızlıklarla dolu…
Haksızlıkların en büyüğü de, belki, eninde sonunda her şeyin bir unutuluşla örtülmesi…
Sanatın bir yönü de bence, bu unutuluş perdesinin kaldırılması, yaşanmış hiç bir şeyin hiç yaşanmamışçasına unutulmasına izin vermemesidir…
13 Nisan 1942’de doğduğum, sınırın hemen ötesindeki savaşın gerilimlerini, kaygılarını, yoksunluklarını yaşamakta olan Çatalca nasıl bir yerdi?
Yedek subay babam bir saatli maarif takviminin bu tarihli sayfasına “Bugün çocuk oldu” diye yazmış…Sonra “çocuk” sözcüğü çizilerek Ataol yazılmış…
Çatalca, Ataol…“Ç” ve “c” harfleri dışında, bütün harfleri ortak iki sözcük…
Kulağıma onun için mi böyle hoş ve yüreğe yakın geliyorlar…
Yoksa sözünü ettiğim o insani zaafın sonucu olarak mı…

Çatalca’da doğan bebeğin gezginlik alın yazısı olmalı ki altı aylıkken ülkeyi kara trenle boydan boya geçerek annem ve babamla, yüksek ziraat mühendisi babamın ilk görev yeri olan Kars’a gelmişiz.
Çatalca’yı çok yıllar sonra, ancak 1970’lerde, şimdi o topraklarda sonsuz dinlencesindeki Aziz Nesin sayesinde gördüm.
Ondan sonra da diyebilirim ki yaşamımdan hiç çıkmadı.
Nasıl çıksın ki orada “ebedaş”larım var…
Bu sözcüğü de sanırım ben uydurdum…“Ebedaş”, yani aynı ebenin elleriyle dünyaya getirilen çocuklar…Bana kalırsa, kardeşlikten farksız bir yakınlık…
Tanıdığım ebedaş larımın başında da, tanıştığımız sırada Çatalca’mızın Belediye Başkanı olan sevgili Fırat Aykut gelir.
Bir çok kuşak daşımız gibi ikimizi de dünyaya Sıdıka ebehanım getirmiş.Fırat kardeşimin, “kanatları küçük de olsa o da Cumhuriyette kanat gerenlerden biriydi” diye sevgiyle andığı Sıdıka ebehanım, ayrı bir efsane…
Bence, belki bir sağlık ocağına konulacak bir büstle, ellerinde dünyaya gözlerimizi açtığımız bu sevgili Cumhuriyet kadınının anısını yaşatmalıyız..
Bütün bunları düşünmek ve yazmak şu anda gözlerimi yaşartıyor…
Fırat Aykut’un başkanlığı sırasında başlattığımız ve çok da yol aldığımız “Topuklu Şiir Akşamları” da şimdi çok gerilerde…Kaldığımız yerden bu akşamlara da başlamalı, Balkan Ülkeleri Şiir Festivali’ni Çatalca’mıza yeniden kazandırmalıyız…
Dünyanın neresine giderse gitsin, ülkesi eninde sonunda insanı çekermiş…
Aile kökeniniz orası olmasa bile, doğduğunuz yerin de böyle bir büyüsü olsa gerek…
Çatalca benim için sadece kimlik kartlarıma yazılı bir doğum yeri adı değil.
Sevecen insanıyla, kucaklayan doğasıyla, kişiliğimin en derinlerinde yer etmiş duygularla, bana ait bir kent, benim kentim…
Oktay Güldüren kardeşim kır çiçekleri kokan bir Türkçeyle yazdığı mektubunda benden kitabı için bir önsöz yazmamı istediğinde, içimden gelen sözler bunlar oldu…
Çatalcalı hemşerilerime, ebedaş larıma, bütün kentdaş larıma en içten sevgilerimle…

 

Ataol  Behramoğlu 11 Mayıs 2010

 Bir Zamanlar Çatalca Kitabından

 

Etiketler:
Share
455 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+8 = ?

Google Analytics Yandex Merica