logo

01 Mayıs 2017

Davullar dumladı, zurnalar öttü birden……. Cıftek Ali

 

 

CİFTEK ALİ

 

 

 

 

 

 

 

Alkışlar yankıdı kulaklarımda. Oyunlar, ‘hoop  hop!’ sesleri, ‘şak şak!’  düzen tutuşlar ve kahkahalar… İçenler, öpüşenler, şakalaşanlar, can ciğer söyleşenler… Dumanlı bir düş evreni, sanki ‘karnaval’. Ortada bir adam. Klarnet çalıyor, davul vuruyor,
halkalanıp sıralanmış kalabalık alkışla düzen tutuyor, ortadaki adam yılların deneyimliliğiyle rahat, esrik, kıvıra kıvıra oynuyor, göbek atıyor. Ellerini başının üzerinde kenetliyor, ‘çıt çıt’ sesler çıkarıyor, oyun havasının temposuna uydurarak. Bir Afrika zencisi kadar kıvrak, bir köçek kadar çevik… Eğiliyor, bükülüyor. Kollarında , bacaklarında, vücudunun her zerresinde bir ‘estetik’ devinişle o; Ciftek Ali. Kendisi de ailesiyle birlikte Yunanistan’dan göç edenlere karışıp gelen mübadil çingene. Hem Rumca da bilir. Oralardan gelen oyun havalarını çalabilir ıslığıyla ve de o ıslık eşliğinde oynar, döktürür durur.

İlçede tüm düğünler –bir iki varlıklının dışında- davul, zurnayla şenlenirdi. Varlıklılarsa, ya İstanbul’da bir salonda ya da gene burada, Çatalca’da tek düğün şenliği yapılabilen Arda ilkokulunun salonunu tutarlardı. Getirdikleri şarkıcılar ve dansözlerle şenliği daha da renklendirirlerdi. Danslar, halaylar, şarkılar, türkülerle geçen bu varsıl eğlenceler, halkın çoğuna uzak, bir başka dünya şenliğiydi.

Her eğlencesi, kendi yalınlığıyla daha bir sıcaklık, doğallık gösteren, örneğin Kaleiçi mahallesi düğünleri, unutulmaz izler bırakarak, yaşamların eskilerden yenilere uzanan sürecinde birer tatlı ve renkli anı olarak hep anılırdı. Hele çocukların sünnet düğünleri… Rumlardan kalma eski ahşap evlerin hemen hepsinin bir bahçesi vardı. Bahçesiz komşularaysa-gerektiğinde- bir ötekince  “Buyurun, bizimkinde yapın!” çağrısıyla yer gösterilir, yardım edilirdi.

Her düğün şenliği, Ciftek Ali’nin  oyun gösterilerinin ilgiyle, keyifle izlendiği unutulmaz bir sıcaklık taşırdı. Özellikle çocuklar için. Ciftek Ali’siz geçen düğünler, bu büyük eksikliği nedeniyle cansızlaşırdı. Kendisini taklit etmeye kalkan bir iki beceriksizse düğün coşkusuna fazla bir şey katamamanın ezikliğini duyar, işi komikliğe vururdu. Gülüşülürdü o vakit..ama…

“Aman da Cif-tek Ali… Aman da hop hoop!.. Aşşağıdan… yukarıdan!.. Hoop’… Ooh!… Haydi hoppaa!.. Aman da  Cif-tek, canım da Cif-tek!…”

İşte böyle, Ciftek, adıyla, varlığıyla, oyunuyla ve yinelenen adındaki düzen tutmaya elverişli özelliğiyle, ama en çok da, çocukları eğlendiren apayrı oyun şekli ve komiklikleriyle bir başkaydı.

Biz Kaleiçi Mahallesi çocukları, hatta Çatalca’nın daha çok en eski yerlilerinin oturduğu Ferhatpaşa Mahallesi çocukları da, sıradan günlük sokak oyunlarımızın kimi şarkılı türkülü eğlencelerinde çomaklardan zurnalar, tenekelerden davullarımızın eşliğinde eğlenirken, içimizden biri mutlaka ‘Ciftek Ali’yi oynardı. Onun gibi kıvırır, onun gibi parmak çıtlatırdı başının üstünde. “Ooh!.. Haydaa!..Yan-dan, ortadan, yukardan!.. Ön-den!.. Hoop, haydaa!..

Hatta, Demir Efendi’nin sinemasına gelen filmlerin ilçe halkına duyurulmasında sırtına koyulan film afişini taşır, yanında bir zurnacı oyun havaları çalar, birde davulcu… Biz çocuklar arkasına takılırız… Sokak sokak,film reklamı koşuşturma ve seslenişlerinde ciftek Ali gibi oynar zıplardık…

İskender amca geliyor gözlerimin önüne… Hele düğün eğlencelerinde sirtakilerde ve özellikle de Kasap havasında bir taneydi. Çoğu kez içkili olurdu. Sarhoşluk sevimliliğinin onun kadar kimseye yakışmadığını söylemeliyim. Oynayanlar kollar omuzlarda dönerlerken, aşka gelen İskender amca ceketinin cenine sokuşturduğu tekel rakısını açar dikerdi.. Ve şişeyi yanındakine verirdi. Şişe, ondan ötekine, ötekinden yanındakine dolanır, oyun daha bir coşkulu olurdu.

Her biri rahmetli olan bu büyüklerimizi anlatmaya roman sayfaları yetmez.

Tanınmış Yunan filozofu Heraklitos’un sözünü anımsamanın sırasıdır:

“Aynı suda iki kez yıkanılamaz.”

Demek oluyor ki aynı yaşanmışlıktan iki kez geçilemez; konumuz bağlamında söylersek,ben ne kadar nakletsem, ne derecede başarılı öyküler ve romanlar da yazsam bu kişileri ve yaşantıları bir daha aynısıyla anlatabilmem mümkün değildir. Bizimki bizde kalan ve içimizde izler bırakmış unutulmaz anı kırıntılarını edebiyat sanatının kurmaca kuralına göre hayalleyip anlatmaktan ibarettir.

Evet, bir yanı Trakya, bir yanıyla İstanbul, ama daha çok tam kendisiydi o zamanlarda Çatalca. Ve oradaki insan manzaraları, yaşam tabloları…

Şimdilerde öylesine değişti ki… İskender amca, Caca Fiko, Ziya Altınoğlu gibi büyüklerimiz, bir an için yattıkları c

Netten çıkıp da Çatalca’mıza baksalar, “Burası nere ki?” der yabancı bir yere geldikleri zannıyla gene dönmek isterlerdi cennetlerine…

Her yer gibi, değişiyor her şey. Ne diyor saygıdeğer büyüğümüz: Her şey değişir;değişmeyen sadece “değişme”dir.

Celal Özcan -2012

 

 

 


 

Share
394 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+4 = ?

Google Analytics Yandex Merica