logo

reklam
11 Haziran 2020

Orada doğdum ancak halâ büyüyemedim

Çatalca deyince aklıma,doğduğum ama hiç büyüyemediğim yer gelir,çünkü ailenin en küçük çocuğuydum,Çatalca minnacık bir yerdi,herkes birbirini tanırdı ve ben Duymazların en küçüğüydüm. Deyim yerindeyse kocaman bir bahçeye doğmuştum,sadece evi kastetmiyorum,Çatalca’nın kendisi bir bahçeydi,biz bu bahçelerin sınırları içinde özgürdük,çok eşittik,hiç kimse,maddi değildi herkesin fakir zengin durumu aynıydı,bazen bizim bahçeden hep birlikte annemin çağrısına uyarak bütün mahalle yemek yemek için bizim eve ya da;başka bir bahçedeysek,yakınındaki eve girerdik karnımızı doyurmak için. Erler Sinema’sının kırmızı koltukları gelir aklıma sinema deyince,çarşamba öğleden sonraları,Cumartesileri ve de kaçırılmayacak filmlerde,okul öğretmenlerinden gizli bazı geceler,bir sinemaya bütün bir kasaba sığar mı?Sığardı işte,ya yazları,iki bahçe Sineması dolar taşardı,sosyal hayat hiçbir kaç göç durumları olmamasına rağmen ikiye bölünmüştü,yetişkin erkekler sinemalara kendi arkadaşlarıyla,kahveden çıkıp gelirler,kadınlar öğleden sonra yer ayırtıp,cümbür cemaat çocuklarını da alıp giderlerdi,en önde birkaç sıra(roman demeyeceğim,çünkü onlara biz roman demezdik)çingenelere ayrılmıştı,(tabii ben o zaman da;şimdi de bu durumu tasvip etmiyorum),arkalarda kadınlara ayrılmıştı,her akşam bir curcuna vardı,gülüş ahenk Yeşilçam filmlerini hazmederdik. Çatalca deyince aklıma,Çiftlik Sokak gelir,her türlü insan profilinin yan yana yaşadığı,kadınların ve erkeklerin gerçek insan oldukları küçücük bir alan,benim için ise;gerçek bir dünya!Bostandan gelen karpuz ve kavunları,komşu çocuklarıyla,doğduğum evin önüne yığıp;hep birlikte sattığımız,kazandığımız parayla da,gazoz,çikolata,bisküvi aldığımız günler gelir aklıma,ya da;komşunun camı açıp;Nihat ikiyüzelli gram tuzlu tatlı karışık bisküvi al gel bakkaldan,dediği zaman Seher hanım teyzeye çat kapı birilerinin geldiğini anlardık,işte o günler,bahçedeki eski mutfakta,hakim Bey Amca’nın oğlu Bülent ile oyun oynarken uyuya kaldığımızda,gelen polislerin bizi bulduğu ana giderim,bahçe penceresinden komşumuz Reyhan Abla’lara kaçışımız,sonra oğlu Turgay,kızı Günay ile aynı pencereden bize gelişimiz çok eğlenirdik çok! Ha bir de ilk gençliğimizdeki mahalle takımımız,yazları köylerle maç ayarladığımız,içinde gelişen olaylar ve entrikalarla bana hayatı öğreten futbol takımından öte fonksiyonu olan bir olgu,bir defasında,ertesi gün oynanacak maç için su motoruyla şimdi tıkılan,talan edilen futbol sahasını boşaltmıştık,çok eğlenirdik Erhan’ların dükkânda buluşup;uzak köylere kamyonet ile gardrob,masa götürürken,ya da;Yusuf Amca’nın köftecisinde,oğlu Adnan’ın pişirdiği köfteleri yerken;halâ tadı damağımdadır o küçücük köftelerin,Ali Abi’nin(ki gerçek adı Halil’di,ancak o zamanlar Trakya’da Halil adı yoktu,çünkü H harfi yoktu) kahvesi,bizimdi,içmeye gittiğinde,küçücük oğluna bırakır,Müjdat’ın uykusu gelince’de çayları hepimiz sırayla dağıtırdık,bize çok normal gelirdi bu;ya da;Postane’nin karşısındaki Bakkal Ahmet Abi,yaz tatillerinde dükkanın önünden her geçişimde,bir bahane uydurup,beni kasaya bırakır,saatler sonra gelirdi,bu da çok normaldi bizim için,yapmalıydık,Kulübümüzün başkanı Muhtar Mehmet Amca’nın Muhtarlığı mutlaka çalışmak zorunda olduğumuz bir yerdi,kim rast gelirse,ikâmetgâh Senedi hazırlar,muhtara gidip,kahvede imzalatırdık,parasını da çekmeceye bırakırdık,onlu yaşlarımızda,göle balık avlamaya giderdik,hiç kimsenin gözü arkada kalmazdı,sonra büyüdü herkes am ben büyütemedim,aklım Eski Çatalca’ya takıldı kaldı,halâ hatırladığımda bir garip huzur bulurum,daha yazacak çok şey var ama sizi daha fazla sıkmak istemem,başka bir sefere….

Sevindik Nihat Duymaz

Share
55 Kez Görüntülendi.

Yeni Yorumlar Kapalı.

Google Analytics Yandex Merica