logo

SERZENİŞ

SERZENİŞ

Kasvetli kara bulutlar arasından bakıyoruz artık hayata. Herkes mutsuz, herkes öfkeli, herkes aldatılıyor, herkes haksızlığa uğruyor… Herkes suçu karşı tarafta arıyor. Uzun süredir bir tek kişi ile karşılaşmadım, kendini yargılayan… Sevgisizlikten yakınıyor yüzünde küçücük bir tebessüm barındırmayanlar ve yeterince vefa görmediğinden yakınıyor kendinden başka kimseyi düşünmeyen benciller… Neden hep karşı taraftan beklenir ilk adım? Sevmek, gülümsemek, iyi geçinmek, anlamak, anlaşmak, hatır sormak, empati kurmak bu kadar zor mu?

Bayram yaklaşıyor. Eskiden, yani ben çocukken, bayramlar kavuşma anıydı. Uzaklardakiler tatillerini ailesi ile geçirmek için kilometrelerce yol kat ederlerdi. Biz camda beklerdik ailemizin uzaktaki üyelerini. Kısacık tatil vaktine koca bir ömre yetecek anılar sığdırmak için uğraşırdık. Kalabalık bayram sofraları, tüm mahalleye yetecek kadar çikolata ve şekerler, koyu sohbetler, taraftar tartışmaları, derin siyaset mevzuları. Şimdi artık takımlar arası ve siyasi tercihler arası sohbet yapılamıyor maalesef. Sonu cinayete varabilecek kadar büyüyebilen tartışmalardan başka bir şey elde edemiyoruz. Çünkü sevmeyi bilmiyoruz artık. Herkes kendi çekirdek ailesinin refahı, mutluluğu, huzuru için savaşıyor. Mutlu olurken mutsuz etmek, kendi derdinden kurtulurken başkasının omzuna taşıyamayacağı kadar ağır yükler vermek artık normal ve haklı sayılıyor.

Başkalarını mutlu etmeye çalışan insanlar sosyal medya üzerinden takdir ediliyor.

Gözler yaşlı seyrediliyor bütün insanlık abidesi davranış videoları, alkış emojileri, gözü yaşlı emojiler, kalpler sosyal medya duvarlarına yazılıyor, paylaşılıyor ve orada kalıyor. Hasta oğlunu/kızını yataktan kaldırıp üstünü değiştirmek isteyen anneler/babalar yardım edecek bir dost, akraba, komşu bulamıyorlar.

Sorsan herkes iyi, herkes yardımsever, herkes elindekinin çoğunu yardım kuruluşlarına dağıtıyor. Telefonlara bakarak yürüyen gençler karşıdan karşıya geçmek isteyen ama elindeki poşetlerle yeteri kadar hızlı yürüyemeyen yaşlı teyze ve amcaları görmezden geliyorlar. Kendi çocuklarını süsleyip püsleyip, en iyi şartlarda yetiştiren anne babalar, çocuklarının sınıfındaki ayakkabısı yırtık çocuğu görmezden geliyor. Üstüne bir de o çocukla oynamamasını sıkı sıkı tembihleyerek çocuklarına küçücük yaşta nefreti aşılıyorlar. Sokakta çöpün içinden ekmek arayan insanların yanından tiksinerek geçip, toplu iftarlarda boy boy fotoğraflar paylaşıyoruz.

İftarın karnı tok olan için değil, karnı gerçekten aç olan için ne derece sevap kazandıracağını düşünmüyoruz. Çünkü sokaktaki aç insanlar bizim hayatımıza herhangi bir katkıda bulunmuyorlar. Dolayısı ile bizim de onlar için üzülüp, bir şeyler yapmamız gerekmiyor.

Başkalarının hayatlarına bakıyoruz ve onlar gibi bir hayata kavuşmak için çabalıyoruz. Onların evlerinde olan şeyleri biz de yaptırıyoruz, onların sahip olduğu imkanlar için didişiyoruz. Elimizdekinin kıymetini bilmiyoruz.

Başını sokacak bir evi bile olmayan binlerce insan varken, evimizin önündeki 1 ağacın dalından şikayet ediyoruz. Sokak hayvanlarından rahatsız oluyoruz.

Bir adım atmadan her şey elimizin altında olsun, her yeri de sandalyemizi kıpırdatmadan görelim istiyoruz.

Sevmiyoruz…

Özlemiyoruz…

Sevdiklerimizi de hiç kaybetmeyecekmişiz gibi eleştiriyoruz.

Bir gün özleminin acısından burnumuzun direğinin ne kadar sızlayabileceğini düşünmeden, şikayet ediyoruz. Oysa yaratılanı sevmenin yaratandan ötürü olduğunu taaa Yunus Emre’den, küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine sevmek ve sevilmek için çareler aramak gerektiğini de taaa Mevlana’dan biliyoruz…

Ama unutuyoruz…

09.06.2018/İasos – BD

Share
126 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+2 = ?

Google Analytics Yandex Merica